..::Diyanet İşleri Başkanlığı Bafra Müftülüğü::.. - Köşe Yazıları

 
Diyanet İşleri Başkanlığı Bafra Müftülüğü - Sitemize Hoş Geldiniz - Burada müftülüğümüz, çalışmalarımız, etkinliklerimiz ve daha bir çok bilgiye kolayca ulaşabileceksiniz - web:  www.baframuftulugu.gov.tr - e-mail:  info@baframuftulugu.gov.tr

 

ANA MENU

DİYANET

DİYANET ÇOCUK

MATBU FORMLAR

BAĞLANTILAR

ÇOCUKLARIMIZIN DOKUSU VE KOKUSU
Yunus ÖZDAMAR
Yunus ÖZDAMAR

Tarih: 20 Mayıs 2009 Çarşamba


Efendimiz (s.a.v)’in  Her doğan İslam fıtratı üzere doğar.”[1] hadisi gereği temiz, tertemiz bir emanet olarak bizlere verilen çocuklarımızın ahlakı, aile ve yaşadığı çevrenin yönlendirmesiyle şekillenir. Necip Fazıl bir şiirinde çocuğun eğitim sürecini “Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk.”[2]  şeklinde özetler. Çocuk, özellikle ergenlik aşamasına doğru doğup büyüdüğü yerin dokusundan ve kokusundan yani çevreden, içinde bulunduğu şartlardan etkilenir. Anne-baba kendisine ne göstermişse; çevresi, basını, medyası, örfü ve âdetleri tarafından kendisine neler telkin edilmişse çocuk bunları doğru kabul eder. Bu tarzda çocuklara sunulan hayata, anne-baba veya sorumlu bir mümin olarak seyirci kalmaya hakkımız yok. Zaten Allahu Teala da bu yönde tüm mü’minlere uyarıda bulunarak “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.[3] buyuruyor.
Şimdi şöyle yanımıza, etrafımıza bir bakalım. Çocuklarımız neyi kokluyor ve en önemlisi de çocuklarımız ne kokuyor? Annelerinin kucağından, babalarının dizinden hayat kulvarına süzülen çocuklarımız nereye düşüyor? Kendilerini hangi tehlikenin içerisinde buluyor? Her gün yanlış yola sevk eden hangi durumlarla karşı karşıya kalıyorlar? Dünyayı ve ahireti bize kazandırma veya kaybettirme konumunda olan çocuklarımıza ne kadar zaman ayırıyoruz acaba? Mevlana, “Her odunun kokusu, dumanından anlaşılır[4] der. Çocuklarımızı en son ne zaman içten kokladık ve de onların hallerini, gidişatını en son ne zaman yokladık? Kimler daha çok etkiliyor çocuğunuzu? Okuldaki öğretmeni mi? Evdeki anne babası mı? Mahalledeki arkadaşı mı? İnternet mi? Yerli film mi? Yersiz televizyon programları mı? Yüzdelik bir oranda sizin etki oranınız, çocuğunuzun üzerinde ne kadar?
Sezai Karakoç, “Leyla’yı götürüp Londra’nın ortasında bıraksam bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur.”[5]diyor. Sizin Leyla’nız Yusuf’unuz kendi ülkesinde şu saydığımız durumlardan hangisine, ne kadar direnebiliyor? Şuan elinizin altında bir nevi gözetiminizde olan yavrunuz buluğ çağından sonra her an eğitim, iş, veya aş için yanınızdan ayrılıp sizden kopacak. Ona hayat kulvarında koşacak veya en azından yürüyebilecek kadar bir azık verebildiniz mi?
Müslüman için çocuk hem Allah’dan bir emanet hem de Allah’ın kendisine olan bir rahmetidir. Çünkü dinimize göre anne-baba, çocuğunun gerek fiziksel dokusuna, gerekse onun yanlış yollara sevk edilerek doğuştan sahip olduğu saf kokusuna bir zarar gelmesine mani olmakla sorumludur. Anne baba, özellikle büluğ çağına kadar evladının tam vardiyalı koruyucusudur. Çocuk aynı zamanda bir rahmettir. Çünkü o, kişinin cenneti, yani Allahu Tealanın rızasını kazanmada önemli bir kilometre taşıdır. Sadaka-ı cariye (kalıcı hayrı) elde etmenin en kestirme yoludur çocuk. Bunun için çocuk ilk bakışta kurtarılacak aciz bir konumda görünse de aslında o, anne-babayı ve hatta bir nesli kurtarıcı vasfa sahiptir. Bu emanete sahip çıkan Allah’ın rahmetinden en fazla pay alanlardan olur.
 
Bir kenara çekip çocuğumuza Hz. Lokman’ın kurandaki üslubuyla “Ey yavrucuğum! Namazı kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret; doğrusu bunlar, azmedilmeğe değer işlerdir."[6] diyecek cesaretimiz yok mu? Neler düşünebiliyorsunuz çocuğunuzun hakkında? Yemeyip yedirdiğiniz, giymeyip giydirdiğiniz, olabildiğince maddi fedakarlıkta bulunduğunuz çocuğunuz, sonrasında sizden şikayetçi olacak bir hayat mı yaşıyor? Yoksa kendisini kurtarmakla beraber size şefaat dahi edebilecek bir amelle mi meşgul? Birbirine çok uzak görünen bu iki durumdan biri çocuklarımızın halini ifade edecek. Bize emanet olan çocukların dokusunu (bedenini) korumaya gösterdiğimiz önemi, onların mayası olan öz kokularını muhafaza ederken de göstermeye çalışmak, emanete riayet ettiğimizin hayatımıza en somut yansıması olacaktır.
 
Saydığımız ve daha sayabileceğimiz birçok nedenden dolayı çocuklarımızı sevmeliyiz. Severken de sevdiğimizin en açık belirtisi olarak onların hem dünyalık hem de daha fazla ahirete yönelik gerçek kazançlarının hesabını çok iyi yapmalıyız. Çocukların gündemde biraz daha fazla yer aldığı bu günlerde meseleye biraz da bu çerçeveden bakmaya çalışalım. Anlayışımız bu yönde, Rabbimize olan yakarışımız da Hz. İbrahim’in kendisi ve ailesi için yaptığı duası gibi olsun: Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat.[7]



                                                                                                         Yunus ÖZDAMAR
                                                                                                              Bafra Vaizi       
[1] Buhari, Cenaiz, 80.
[2] N.F.Kısakürek,Çile, S.74.
[3] Tahrim 66/6
[4] Mevlana, Mesnevi, I, 40.
[5] Sezai Karakoç, Gündoğmadan, s. 56.
[6] Lokman 31/17
[7] İbrahim, 14/40.


  
Yunus ÖZDAMAR
yozdamar@baframuftulugu.gov.tr




Bu makale 9693 defa okundu.

Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Yorum Ekle Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Yunus ÖZDAMAR ] - [ Yazarlar İndeksi ]

ESMA-ÜL HÜSNA

CUMA HUTBESİ

Cuma Gününde ilgili Hutbe Yayınlanacaktır.
Eski ve Yeni Tarihli Tüm Hutbeler İçin Arşivimize Bakabilirsiniz

Arşiv

DUYURULAR

FOTOĞRAF ARŞİVİ

VİDEO ARŞİV

SÜRELİ YAYINLAR

 
PHP-Nuke Copyright © 2004 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Sayfa Üretimi: 0.94 Saniye